for Journals by Title or ISSN
for Articles by Keywords
help
Followed Journals
Journal you Follow: 0
 
Sign Up to follow journals, search in your chosen journals and, optionally, receive Email Alerts when new issues of your Followed Journals are published.
Already have an account? Sign In to see the journals you follow.
Journal Cover
Çukurova University Journal of Faculty of Divinity
Number of Followers: 0  

  This is an Open Access Journal Open Access journal
ISSN (Print) 1303-3670 - ISSN (Online) 2564-6427
Published by Çukurova University Homepage  [6 journals]
  • Bazı İman Konuları Bağlamında İbnü’l-Müneyyir’in
           Zemahşerî’ye Yönelik Eleştirileri

    • Authors: İbrahim BAYRAM
      Abstract: Yazmış olduğu tefsirle (el-Keşşâf) İslam dünyasındabir çığır açmış olan Zemahşerî (ö. 538/1144), Kur’an’ın edebi vechesiniyansıtma hususunda pek çok kişinin takdirini kazanmakla birlikte, taşıdığıiʽtizalî fikirleri ayetlerin yorumuna katmak itibariyle de birtakımeleştirilere maruz kalmıştır. Onu en güçlü ve sistemli şekilde tenkit edensimaların başında ise İbnü’l-Müneyyir (ö. 683/1284) gelmiştir. İbnü’l-Müneyyir,büyük bir şöhrete sahip olan Zemahşerî tefsirinin, ona göre içinde yer alanzararlı iʽtizalî fikirlere karşı insanları ikaz etmek amacıyla bir eser(el-İntisâf) kaleme almıştır. İbnü’l-Müneyyir bu eserinde onu diğer bir kısım itikadimeselelerin dışında imanla ilgili bazı konular üzerinden de eleştirmiştir. Bumanada imanın tanımı, amelle ilişkisi ve büyük günah sahibi kişinin konumu gibimeselelerle alakalı olarak ona tenkitler yöneltmiştir. İmanın tasdikten ibaretolduğunu, amelin imandan bir cüz olmadığını ve ister tövbe etsin ister etmesinbüyük günah sahibi müminin ya doğrudan ya da sonuç itibariyle cennetegideceğini savunan İbnü’l-Müneyyir, tasdik ve ikrar dışında ameli de imanın birunsuru gören ve tövbe etmeden ölen günahkar kişinin mümin olmayıp ahiretteebedi azaba müstahak olacağını ileri süren Zemahşerî’yi eleştirmiştir.Muʽtezilî fikirlere sahip olan Zemahşerî’yi, Eşʽarî bir anlayış üzerindentenkit eden İbnü’l-Müneyyir, kendi görüşlerini ispat etmekten ziyade, onun düşüncelerininyanlışlığına ve kullandığı delillerin geçersizliğine dikkat çekmiştir.Zemahşerî’nin ayetlerin zahiri itibariyle taşıdığı anlamların kendi görüşünüteyit ettiğini düşündüğü yerlerde yaptığı yorumların onu gayesineulaştırmayacağını savunan İbnü’l-Müneyyir, aksi türdeki ayetlere dair yaptığıtefsirlerde ise onu gereksiz yere ilahi kelamı tevil etmek ve kendi itikadigörüşüne halel gelmemesi adına başka yerlerde uyguladığı kurallarıuygulamamakla tenkit etmiştir. Kimi zaman mensubu bulunduğu Ehl-i Sünnetdüşüncesinin iman konusuyla ilgili savunduğu görüşlere dair kanıtlar dazikreden müellif, ayrıca Muʽtezilî yaklaşımın yanlışlığını ispat sadedinde, ikimezhebin bazı hususlardaki ortak kabullerinden hareketle kendi görüşünü teyitedecek sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Mitolojik ve Dinsel Bir Yükseliş Simgesi Olarak Merdiven Motifi

    • Authors: Necati SÜMER
      Abstract: .Merdiven, kişiyi bellibir konumdan diğerine taşıyan araçtır. Bu konum, aşağıdan yukarı olabildiğigibi yukarıdan aşağı da olabilir. Gündelik hayatın basit ihtiyaçlarınıkarşılayan merdiven, mitoslarda ve bazı inançlarda önemli bir simgedir. Şamanınayin yaparken ağaca tırmanmasını sağlayan bir yükseliş aracı olan merdiven,bazen de mitoslarda tanrıların dünyayla iletişim kurmak amacıyla yeryüzüneinmek için kullandığı bir vasıtadır. Kimi dinlerde ise merdiven, peygamberlerinrüyasında üzerinde meleklerin dolaştığını gördüğü bir iniş çıkış simgesidir.Birçok amaçla kullanılan merdiven, genellikle yükseliş simgesi olarak değerkazanmıştır. İnsan veya tanrılar, çoğu zaman yedi basamaklı merdivenlerle göğetırmanmayı tercih etmiştir. Gerek göğe yükselen hayali merdivenler gerekse deyeryüzünde yapılan kutsal mabetler yedi basamaklı merdiven biçimindedir. Birçokkültürde merdivene hem bu dünyada hem de öte dünyada bazı anlamlar ve değerleryüklenmiştir. Bu çalışmada merdivenin mitoslarda ve inançlarda taşıdığı rollerüzerinde durulmuştur.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Akaid ile İlgili Bazı Ayetlerin Tefsiri Bağlamında Emir
           Abdülkadir’in el-Mevakıf’ta Mutezile’ye ve Kelamcılara Yönelik
           Birtakım Eleştirileri

    • Authors: Hakan UĞUR
      Abstract: Büyük âlim Emir Abdülkadir’in kitabı olanel-Mevakıf, son dönem işari tefsir geleneğinin en güzel örneklerindenbirisidir. Emir, bu kitabında, sadece bir tasavvuf âlimi değil, aynı zamandabir hadisçi, kelamcı ve fıkıhçı olarak karşımıza çıkmaktadır. O, bu İslamiilimler hakkındaki açıklamalarını hadisleri şerh ederken, büyük İslammutasavvıfların sözlerini açıklarken ve daha çok Kur’an ayetlerini tefsirederken yapmaktadır. Onun eserinde akaid ile ilgili konular, dolayısıyla kelambahisleri de önemli yer tutmaktadır. O, bir Ehl-i Sünnet âlimi olarak itikadikonularda Mutezilenin ve kelam âlimlerinin görüşlerini eleştirmektedir. Bununyanı sıra el-Mevakıf’ta Matüridiyye, Eş’ariyye gibi mezheplerle tasavvufkarşıtı cereyanlara yönelik eleştiriler de yer alır. Bu makalemde EmirAbdülkadir’in Mutezileye ve Kelam âlimlerine yönelik eleştirilerini ele aldık.Diğer mezheplere yönelik eleştirilerine de yer verdik.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Suriyeli Öğrencilerin Din Eğitiminde Karşılaşılan Sorunlar: Kilis
           İli Örneği

    • Authors: Rıdvan DEMİR; Yusuf OKŞAR
      Abstract: Yaşadığı yerden, herhangi bir şekilde ayrılan veyaayrılmak zorunda kalan bireylerin başka yerleşim alanlarına yaşamlarını sürdürmeküzere gitmesi durumu olarak ifade edilen “göç” olgusu insanlık tarihi kadareskidir. İnsanlar, tarihi süreç içerisinde savaşlar, dini, ekonomik veya diğersosyal olaylar dolayısıyla göç etmek durumunda kalmışlardır. Geçmişte olduğugibi günümüzde de varlığını sürdüren son zamanlarda ise dünya genelinde artışgösteren göç olgusu insanoğlunun karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardanbirisidir. Suriye’de patlak veren ve zamanla daha da şiddetli hale gelen içsavaş nedeniyle ülkelerinden ayrılmak durumunda kalıp Türkiye’ye göç edenSuriyeli sığınmacı sayısı göç idaresinin 2017 yılı verilerine göre üç milyonunüzerindedir. Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecilere devlet tarafından barınma,beslenme, sağlık ve eğitim gibi birçok alanda hizmet verilmektedir. 2016–2017eğitim/öğretim yılından itibaren Türk Milli Eğitim sistemine dâhil olmayabaşlayan Suriyeli öğrenciler anasınıfından başlanarak 1. 5. ve 9. sınıflardaöğrenim görmektedirler. Türk öğrencilere göre dil başta olmak üzere eğitim,kültür, gelenek-görenek gibi hususlarda farklı nitelikler taşıyan bu öğrencilerTürkiye’deki eğitim kurumlarında bir takım uyum sorunları ilekarşılaşmışlardır. Bu çalışmada Suriyeli öğrencilerin öğrenim gördüğü devletokullarında ve Geçici Eğitim Merkezlerinde (GEM) görev yapan dineğitimcilerinin Suriyeli öğrencilerin eğitiminde karşılaştığı problemlerintespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Suriyeli öğrencilerin öğrenim gördüğüKilis merkezdeki okullarda ve GEM’lerde görevli din eğitimi ile ilgili dersleregiren 20 öğretmenle görüşme yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntem veteknikleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin belirlenmesindeamaçlı örnekleme yöntemlerinden birisi olan ölçüt örnekleme yöntemikullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi tekniği ileçözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre Suriyeli öğrencilerin öğrenimgördüğü kurumlarda çalışan yerel din eğitimcilerinin Arapça dil yeterlilikleriaçısından problem yaşadıkları tespit edilirken, GEM’lerde çalışan Suriyelieğitimcilerin öncelikli problemlerinin ders kitapları/öğretim materyallerieksikliği olduğu tespit edilmiştir.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Timurlularda Şehzade Eğitimi

    • Authors: Mevhibe ŞAHBAZ
      Abstract: Timurlular Türk-Moğol unsurlarıyla yerli İran veİslam kültürünün karışması sonucu ortaya çıkmıştır. Timurlular her ne kadarÇağatay geleneği başta olmak üzere Cengiz ve bozkır geleneğini sürdüren Türkteşkilatları, Arap ve Müslüman Türk devletlerinden ayrı bir yapı olarakkarşımıza çıkmış olsa da Türk- İslam kültür ve geleneklerinin hâkim olduğuMaveraünnehir bölgesinde yetişmiştir. Timur iktidar meşrutiyetini ve hâkimiyetanlayışını ortaya koyarken Türk hâkimiyet anlayışı üzerine şekillendirmiştir.Diğer Türk ve Moğol Devletlerinde olduğu gibi Türk Cihan Hâkimiyeti anlayışınıkorumuştur. Timurlu Devletinin İslam dinini kabul etmesiyle geleneksel Türkhâkimiyet anlayışına uygun olarak gücünü doğrudan doğruya Allah’tan almaktaydı.Yeryüzünde Allahın gölgesi ve İslam peygamberinden sonra en yetkili bir makamasahip olarak kendine verilen bu makamın gücünü kullanarak halkını ve dinikorumak için mutlak bir otorite olarak karşımıza çıkmaktadır. Timurlulardaki buhâkimiyet anlayışı kendinden sonra halefleri zamanında devam etmiştir. Buçalışmamızda da öncelikli olarak Timurluların nerede, ne zaman ve kimtarafından kurulduğu, Timur zamanında oluşturulan Timurlu devlet siyasetigereği doğrultusunda Şehzadelerin (Mirzaların) eğitimi ele alınmıştır.Timurlular şehzadelerin ve hanedan üyelerinin eğitimine büyük önemvermişlerdir. Dolayısıyla bu görevi bir devlet görevi olarak kabul etmişler veşehzadelere ve hanedan üyelerine doğumdan itibaren başlayan bir eğitim sistemiuygulamışlardır. Bu eğitim sisteminin nerede yapıldığı ve Şehzadelerin hangisüreçten geçtiği ve Şehzadelere tahsis edilen hocalar ve bu hocaların eğitimsürecinde şehzadeler üzerindeki etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Mirzalarındoğumları, tahta çıkışları, atabeylerin eğitim sürecindeki rolü ve görevleriele alınmıştır. Ayrıca Timurlu hükümdarların ve şehzadelerin bilim, eğitim vekültüre önem vererek hâkim oldukları topraklara başta Semerkant olmak üzereHerat, Şiraz, Tebriz gibi şehirleri ilim ve sanat merkezi haline getirmeleriele alınmıştır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Üniversite Öğrencilerinin Dindarlık Düzeyleri ve Adil Davranış
           Gösterme Arasındaki İlişki

    • Authors: Yasemin GÜLEÇ
      Abstract: Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin adil olma vedindarlık düzeylerini esas alarak, öğrencilerin adil davranışlar göstermedüzeylerini çeşitli değişkenler açısından incelemektedir. Bu çalışmada,araştırmacı tarafından hazırlanan "Adil Davranışlar Gösterme Ölçeği(ADGÖ)" ile Asım Yapıcı tarafından hazırlanan, "Dinin EtkisiniHissetme (Dindarlık)" ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmaya 2013-2014eğitim-öğretim yılı sonbahar döneminde İstanbul Üniversitesi bünyesinde;Astronomi, Çevre Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Hukuk,İlahiyat, Makine Mühendisliği, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Tıp, TürkDili ve Edebiyatı fakülte ve bölümlerinde, 1 ve 4. sınıflarda öğrenimlerinedevam eden 919 öğrenci katılmıştır. Veriler anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Fakülte ve bölümleregöre adil davranışların "inanç-ibadet," "farkındalık ve"önyargıdan uzak olma" boyutlarında, gruplar arasında anlamlıfarklılıklar görülmektedir. Dinin etkisini hissetme düzeyi (dindarlık) enyüksek olanlar, İlahiyat Öğrencileri, en düşük olanlar ise Makine Mühendisliğiöğrencileridir. Dinin etkisini hissetme ile "inanç-ibadet,""farkındalık," "emanet-doğruluk," "israftankaçınma" yönelimlerinde, pozitif bir ilişki görülmektedir. Yani gençlerindinin etkisini hissetme düzeyleri arttıkça, "inanç-ibadet,""farkındalık," "emanet-doğruluk," "israftankaçınma" düzeyleri de artmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Hükümlerin Dayandığı Delillerde Kesinliği Öngören Fıkıh
           Kâidelerinin Hadislerdeki Temelleri

    • Authors: Serkan ÇELİKAN
      Abstract: İslâm fıkhında, ibadetlerden hukukî süreçlere kadarbütün beşerî faaliyetlerde, kararlar üzerinde belirleyici olan bilgi vedelillerin kesin nitelikli olması esastır. Bu, doğru ve adil sonuçlaravarabilmenin önemli bir şartıdır. Dolayısıyla şüphenin ve farklı ihtimallerinvarlığından kurtulamamış delillerin karar vermede ve hüküm tesisinde dayanakolarak görülmesi mümkün olmamaktadır. Bu önemli husus fıkıh kâideleri (kavâid-ifıkhiyye) olarak da bilinen İslâm hukukunun temel prensipleri arasında daçeşitli maddeler aracılığıyla yerini bulmuştur. Hz. Peygamber (a.s.) devrininİslâm hukukunun ilk uygulama alanı olduğu dikkate alındığında bahsi geçenilkenin ve dolayısıyla bu ilkeyi farklı formlarda ortaya koyan fıkıhkâidelerinin temellerinin de bu dönemde mevcut bulunabileceğini tahmin etmekzor olmaz. Nitekim hadis kaynaklarında yapılan incelemeler şüphe-hüküm ilişkisiolarak da isimlendirilebilecek bu konuda kavlî ve fiilî sünnetten çeşitliörneklerin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma söz konusu örneklerin tespitini,sıhhat durumlarını ve mevzu bahis olan esasla ilgilerini belirlemeyiamaçlamaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Cahiliye Döneminde Nesir ve Bir Hatip Olarak Eksem b. Sayfî

    • Authors: Mücahit YÜKSEL
      Abstract: İslâm öncesi döneme Kur’ân’da, “Cahiliye” adıverilmektedir. Bu ismin verilmesindeki etken ise okuma-yazma oranınındüşüklüğü değil dine karşı takınılan kötü tavırdır. Çünkü her ne kadarAraplar yazma alanında zayıf olsalar da sözlü edebiyat alanında iyidurumdalardı. Ayrıca Cahiliyye adının verilmesi, bu dönemde hiçbirgüzelliğin olmadığı anlamına da gelmemektedir. Bu dönemde, tevhid dininebağlı olan ve güzel ahlâkıyla tanınan insanlara da rastlanmaktadır. Edebiyat,Cahiliye döneminin önemli bir unsuru idi. Öyle ki şairlerödüllendirilirdi ve şiir yarışmaları da yapılırdı. Dereceye girenşiirler de Ka’be duvarına asılırdı. Ayrıca hatipler de itibar görür vekabile temsilcisi olarak yöneticilerle konuşurken sözcülük görevi yaparlardı.Bu dönemde edebiyat alanındaki yeteneklerini menfaat için sergileyeninsanlar olduğu gibi topluma faydalı olma amacında olan kişiler debulunmaktaydı. Câhiliyye dönemindeki edebî faaliyetlerden bahsedilirkenher zaman şiir ön planda olmuştur. Ancak şiir kadar gündeme getirilmeyen nesirde bu dönemde en az şiir kadar revaç bulmuştur. Çünkü sosyal hayatın gereğiolan birçok konuşma, nesir türünün içine girmektedir. Eksem b. Sayfi, Cahiliyedöneminin tanınan kişilerindendir. Sağlıklı bir bakış açısına sahip olanEksem, icra ettiği hutbeleriyle, kendi dönemindeki insanlara yol göstermiştir.Cahiliyenin tüm kötülüklerine rağmen o, tevhid inancına sahip bir insanolarak, herkesi tevhide ve güzel ahlaka çağırmıştır. Eksem,konuşmalarında gösterişten kaçınmış ve mümkün olduğu kadar sade konuşmayaçalışmıştır. Bununla birlikte Eksem, bazen edebi sanatları kullanmaktanda geri kalmamıştır.Bu makale; Câhiliyye kavramının analizi, Câhiliyyedöneminde nesrin durumu ve önemli bir hatip olan Eksem b. Sayfî’nin edebîkişiliği konularını ele almaktadır. Çünkü İslâm’ın getirdiği güzelliklerin dahaiyi anlaşılması için Cahiliyye döneminin tanınması önemlidir. Ayrıca Eksem b.Sayfi de bu dönemin önemli bir şahsiyetidir.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Hadis Metodolojisine Göre Hz. Ömer’in Müslüman Olmasıyla İlgili
           Rivayetlerin Sıhhat Değeri

    • Authors: Fuat İSTEMİ
      Abstract: Müslümanların ikinci halifesi Hz. Ömer’in Müslümanoluşuyla ilgili birbirleriyle çelişen rivayetlerin Hadis ve Tarih(Siyer/Meğazi) kaynaklarımızda yer aldığını görmekteyiz. Bu rivayetlerinbirinde Hz. Ömer, Resulullah’ı (a.s.) öldürmek üzere öfkeli bir şekilde evindençıkmış, fakat kız kardeşi ve eniştesinin Müslüman olduğunu öğrenince yolunudeğiştirerek onların evine yönelmiş ve dinlediği Kur’an’dan etkilenerekMüslüman olmuştur. İkinci rivayette ise Hz. Ömer içki içmek amacıyla dışarıçıkmış fakat içki bulamadığı için tavaf etmek amacıyla Kabe’ye gelmiştir.Kabe’de Hz. Peygamber’in namaz kıldığını görünce, gizlice onu dinlemiş ve Hz.Peygamber’in okuduğu Kur’an’dan etkilenerek Müslüman olmuştur. Üçüncü rivayetteise Hz. Ömer Resulullah’a eziyet etmek amacıyla onu takip etmiş ve Hz.Peygamber’in namaza durmasının ardından Hz. Peygamber’in okuduğu ayetleridinlemiş ve okuduğu ayetlerden etkilenerek Müslüman olmuştur. Hz. Ömer’inMüslüman olmasına dair nakledilen bu rivayetlerden birincisi şöhret kazanmış vegeçmişten günümüze kadar yazılan siyer kitaplarının hemen hemen tamamında yeralmıştır. Diğer rivayetler ise zamanla önemini kaybetmiş ve özellikle de sonyıllarda yazılan eserlerde neredeyse hiç yer almamıştır. Hz. Ömer’in nasılMüslüman olduğunu tespit etmek amacıyla bu rivayetlerden hangisinin sahiholduğunu, hadis usulü açısından inceledik. Yaptığımız araştırma neticesinde burivayetlerin daha çok siyer kitaplarında yer aldığını hadis kitaplarından iseKütüb-i Sitte’de yer almayıp daha tâli kaynaklarda yer aldığını müşahede ettik.Üç rivayeti de hadis usulüne göre incelediğimizde meşhur olan birinci rivayetinisnad açısından diğer iki rivayetten daha sahih olduğu sonucuna ulaştık.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Sahîh-i Buhârî İcâzetli Kadın Muhaddis: Kerîme bnt. Abdülvehhâb

    • Authors: Abdurrahman KURT
      Abstract: Hicrî VI. (XII) asrın ikinci yarısı ile VII. (XIII)asrın birinci yarısında Şâm bölgesinde yaşayan Kerîme bnt. Abdülvehhâb’ıniçinde bulunduğu dönem ve muhit, sebep ve sonuçları itibariyle dünya ve İslâmtarihini yakından ilgilendiren Haçlı ve Moğol saldırıları gibi iki önemlihâdiseye tanık olmuştur. Bununla birlikte söz konusu hâdiselerin yol açtığıbüyük kayıp ve yıkımlara rağmen bu dönemde ilmî faaliyetlerin tüm hızıyla devamettiği ve câmi, medrese, dârülhadis, hânkâh gibi eğitim ve öğretim kurumlarınıntesisinde büyük artışın meydana geldiği görülmektedir. Dımaşk şehrinde doğupbüyüyen Kerîme, yetiştirdiği hadis âlimleriyle ön plana çıkmış saygın ve köklübir aileye mensuptur. Bu durum onun henüz erken yaşlarda ilimle tanışmasınaortam hazırlamıştır. Gerek ilmiye sınıfından bir ailede yetişmiş olması gerekseilim yolundaki şahsî gayret ve başarısı onu kısa sürede hadis ilminde şöhretekavuşturmuştur. Bir döneme damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden olan bu kadınmuhaddis, yaşadığı uzun ömür sayesinde âlî isnâd sahibi olma pâyesi eldeetmiştir. Bu sebeple çok sayıda hocayla görüşme ve onlardan hadis dinlemefırsatı bulmuş, nice talebenin yetişmesinde de aktif rol almıştır. Hadisilminin önemli simaları, onun meclislerine katılabilmek için büyük bir şevkleevinin yolunu tutmuşlardır. Ömrünü hadis rivâyetine ve tedrisatına adayanKerîme’nin en önemli hususiyeti ise Horasan bölgesinin meşhur hadisâlimlerinden Ebü’l-Vakt es-Siczî’den aldığı icâzetle İmâm Buhârî’nin el-Câmi‘u’s-Sahîh’ini ve ayrıcakendisinin rivâyet iznine sahip olduğu bir takım kitap ve cüzleri defalarcaokutmuş olmasıdır. Kerîme’nin hayatı ve hadis ilmine katkısını konu edinen buçalışma, onun özelinde tarihteki kadın muhaddislerin varlığını ve etkinliğiniortaya koymayı hedeflemiştir.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Hatîb el-Bağdâdî’nin el-Fasl li’l-Vasli’l-Müdrec
           fi’n-Nakl’i Bağlamında Müdrec Hadisler ve Değeri

    • Authors: Mustafa AYDIN
      Abstract: İslam’ın ikinci kaynağı Sünnet’in yazılı vesikalarıolan hadislerin sıhhatinin tesbiti son derece önemlidir. Hadis Usûlü alimlerisıhhat açısından hadisleri Sahih, Hasen ve Zayıf diye kategorilereayırmışlardır. Bir hadisin isnadına, metnine ya da hem isnad  hem de metnine râvisî tarafından yapılanilaveye idrâc ve bu şekilde rivayet edilen hadislere de müdrec hadis  adı verilmektedir. Âlimler tarafından zayıfhadisler içerisinde ele alınan müdrec hadisin bilinmesi, nerede ve nasıl biridrâcın olduğunun tespit edilmesi, hadis ilmi açısından oldukça önemlidir.Çünkü râvilerin sözüyle Hz. Peygamber'in sözünün birbirinden ayırt edilmesigerekmektedir. Nitekim bazen hadiste geçen râvîye ait bir söz, Hz. Peygamber’eait zannedilmiş ve buna göre farkında olunmadan hadisten, râvînin sözüyle hükümçıkarılmıştır. Bunun sonucunda da bazı müdrec hadisler, fıkhî ve itikâdîkonularda önemli problemlere yol açmıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta dadetaylı bir araştırma yapmadan bir hadiste idrâcın meydana gelip gelmediğinianlayabilmenin oldukça güç olduğudur. Bu açıdan müdrec konusu, isnâd ve metintenkidi ile yakından ilgilidir. Bu çalışmamızda müdrec hadis hususundakarşımıza çıkan ilk müstakil eser olan Hatîb el- Bağdâdî’nin, “el-Faslu li’l-Vasli’l- Müdrec fi’n-Nakl” isimli eseri bağlamında konuyu incelemeye çalıştık.Çalışmamızda idrâc ve müdrec hadisin tanımı, idrâcın sebepleri, çeşitleri,tesbit yöntemi, hükmü ve değeri hakkında bilgiler verilip, örnekler sunulmuştur.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Türk Tefekkür Tarihini Temellendirmede Yeni Bir Yorum Denemesi

    • Authors: Hüseyin Âdem TÜLÜCE
      Abstract: Her medeniyetin kendine özgü bir felsefe yapmabiçimi vardır. Düşünmenin meseleleri aynı olsa bile ifade etme ve dile getirmeşekilleri farklıdır. Bu yönüyle düşünmenin evrensel yönü genel çerçevede aynıkonulardır. Fakat bu aynı olma durumu bütünü kapsamaz. Öte yandan düşünmeninyerel yönü bizim düşüncelerimizi belli bir sistematik ve kavramsal yapı içindedile getirmemizi sağlar. İşte bu noktada özgün bir felsefi tefekkürevrensellikle yerellik arasında durur. Evrensellik, konu bağlamında öneçıkarken yerellik ifade bağlamında öne çıkar. Burada anlam, evrensel boyutuimlerken anlamın dile gelmesi yerel boyutu imler. Bu çerçevede biz nazar vemükaşefe kavramlarını yerellik ve evrensellik bağlamında ele aldık. Bununmümkün olup olmadığını Prof. Dr. Süleyman Dönmez, Prof. Dr. Teoman Duralı,Prof. Dr. Yalçın Koç’un ve Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun düşünceleriçerçevesinde tartıştık. Bu çerçevede “nazar ve mükaşefe” kavramları üzerindedurduk. Çalışmamızda Prof. Dr. Süleyman Dönmez’in düşünce yolunda tin, ruh,mana, iç anlamında yorumlanan “nous”, kavram ve düşünce öncesi durumu ifadeetmek için kullanmıştır. “Logos” kavramı ise dış, akıl, düşünce sistematiğianlamında ele alınmıştır. Gerek “nous” gerekse logos kavramı hem SüleymanDönmez’ in hem de Yalçın Koç’ un eserlerinde farklı şekillerde ele alınsa daaynı anlamda kullanılan kavramlardır. Üzerinde durduğumuz “nazar ve mükaşefe”kavramlarını temel olarak Sühreverdi’nin işrak felsefesinden alsak ta İslamdüşünce geleneği içerisinde felsefede, kelamda ve tasavvufta sıkça kullanılankavramlardır. “Nazar”, çalışmamız bağlamında bilgiye ulaşmada rasyonel aklıtemsil ederken “mükaşefe” ise bilgiye ulaşmada sezgiyi merkeze alır. Öte yandanmakalemizde İhsan Fazlıoğlu’nun “gerçeklik küresi” terkibini, tarihimüktesebatı okuma konusunda değerlendirdik. “Gerçeklik küresinin” ne olduğunuve fizik ilimlerin bu gerçeklik küresi ile olan bağını ortaya koymaya çalıştık.Teoman Duralı’nın rasyonel akla dayalı “logos” felsefesi ile Yalçın Koç’ ungönle dayalı “nous” anlayışını karşılaştırdık. Süleyman Dönmez’in “keşfi inşa”yönteminin ne olduğunu ve yeni bir yöntem olarak durduğu yeri ifade etmeyegayret gösterdik. Tüm bunlarla birlikte “nous” ve “logos” kavramlarının Batıfelsefe tarihi içinde hangi anlamda kullanıldığına, anlam kaymasına uğrayıpuğramadığına değindik.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • XIX. Yüzyıl Şâirlerinden İsmâil Sâdık Kemâl’in Âsâr-ı
           Kemâl’de Yer Alan Manzum Hilyesi

    • Authors: Yasin KARAKUŞ
      Abstract: İslamiyet, Türklerin hayatlarının her alanındaolduğu gibi edebî hayatlarının şekillenmesinde de kendini göstermiş ve dinîkonuların ele alındığı çok çeşitli edebî türün ortaya çıkmasında etkiliolmuştur. Bu edebî türlerden biri de Hz. Muhammed’in sûret ve sîretini konuedinen hilye türüdür. Klâsik edebiyatımızda, Hz. Muhammed’in fizîkî ve ruhîportresini ele alan hilye türünün manzum şekilleri on altıncı yüzyılda görülmeyebaşlanmış ve bu alanda pek çok örnek ortaya konmuştur. Türk kültüründe hilyeyebüyük önem verilmiş, hilyeyi ezberleyenin hem dünyada hem ahirette büyükmükâfatlara nâil olacağı ve huzura erişeceği ifade edilmiştir. Hilye, evde veyaişyerinde bulundurulursa o mekânın çeşitli kötülüklerden korunacağına, yanındataşıyanların kaza ve musibetlere uğramayacağına inanılmıştır. Bu çalışmada,XIX. asırda yaşamış, dinî-tasavvufî eserler vermiş bir şâir olan İsmâil SâdıkKemâl b. Muhammed Vecîhî Paşa’ya ait olan Âsâr-ı Kemâl’deki manzum hilyeincelenmiştir. Müellifin hayatı, edebî kişiliği ve eserlerine kısacadeğinilmiş, özellikle çalışmamızın konusu olan hilyenin yer aldığı Âsâr-ı Kemâlhakkında da bilgi verilmiştir. Hilye türü ve bu türün edebiyatımızdaki yeri hakkındakısaca bilgi verildikten sonra eserin, şekil ve muhteva yönünden incelenmesiyapılmış ve eserin transkribe edilmiş metni çalışmanın sonunda verilmiştir.Ayrıca bu çalışma ile önceki çalışmalarda sehven mensur eserler listesinde adıgeçen eserin manzum olduğu bilim dünyasına duyurulmuştur.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Helâl ve Haramlarla İlgili Kaide ve İlkeler

    • Authors: Yüksel ÇAYIROĞLU
      Abstract: İslâm’da, şer’î hükümlerin önemli bir kısmını helâlve haramlar oluşturur. Zira inanç ve ahlâka dair mevzuların yanında fıkhın altbölümlerini oluşturan ibadetler, muameleler ve cezalara dair pek çok yasakgetirilmiştir. Dolayısıyla helâl ve haramın temel mantığı kavranmadan ve bukonuda geçerli olan ilke ve prensipler bilinmeden, şeriatın doğru bilinipanlaşılması mümkün olmadığı gibi, ortaya çıkan güncel problemler hakkındaisabetli hükümlerin verilmesi de mümkün olmayacaktır. Bunun önemli bir sebebi,helâl ve haramlarla ilgili kâidelerin, kanuna karşı hile, hükümlerinkaynakları, vesile ve maksatlar, ihtiyat, şüphe, niyet, zarar, maslahat,zaruret ve taabbudîlik gibi fıkhın temel konularıyla olan yakın ilişkisidir. Bumakalede, helâl ve haram hükümlerine hâkim olan başlıca küllî kâide veprensipler ele alınmıştır. Bu makalede ele alınan kâide ve prensiplerşunlardır: Helâl ve haram kılma yetkisi Allah’a aittir; eşyada asıl olanibahadır; menfaatlerde helâllik, zararlarda ise haramlık asıldır; haramı meşrugöstermek için hileye başvurmak da haramdır; harama götüren vesileler deharamdır; harama düşmemek için şüpheli şeyler terkedilmelidir; helal ve harambir arada bulunduğunda haramlık yönü tercih edilir; iyi niyet haramları mubahkılmaz; zaruretler haramları mubah kılar; haramlarda taabbudilik (haram kılınanfiillerin sırf Allah emrettiği için terkedilmesi) esastır; helal dairesi haramaihtiyaç bırakmayacak kadar geniştir. Helâl ve haramlarla ilgili kâide veprensipler istikra yöntemiyle, yani bu konudaki hükümlere bütüncül bir bakışlaçıkarılmıştır. Dolayısıyla söz konusu kâide ve prensipleri burada sayılanlarlasınırlı görmek doğru değildir. Bu konuda yapılacak daha geniş ve derinçalışmalarla elbette yeni bir kısım kâidelerin çıkarılması mümkün olacaktır.Fakat görebildiğimiz kadarıyla kavaid kitaplarının konuyla ilgili ele aldıklarıbaşlıca kâideler bunlardan ibarettir.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • İslam Hukukunda Telfîk Nazariyyesi

    • Authors: Emrah DEMİRTAŞ; İbrahim SİZGEN
      Abstract: İslâm Hukuku canlı, dinamik ve yürürlükte olan birhukuktur. Bu dinamikliğini İslam hukuku, fukahânın nassa dayalı içtihatlarındanalmıştır. Nitekim Mecelle maddelerinde yer alan ve ulema tarafından önematfedilen "Zamanın değişimiyle, hükümlerin değişmesi inkâr edilemez"kaidesi bunu açıkça ifade etmektedir. Şer’î-amelî hükümlerden olup yaşadığımızçağda bir problem haline gelen telfik ve telfik ile ilgili olan taklid,mezhepler arası intikal, tetebu’r-ruhas, teysir ve ihdasu Kavli’s-sâlis (üçüncügörüş ortaya çıkarma) gibi lafızlar temelde her ne kadar birbiriyle aynıoldukları gözlemlense de amelî boyutta bu kavramlar birbirine zıt olduklarıanlaşılmıştır. Terim olarak farklı görüş ve hükümleri birleştirmek anlamınagelen telfîk, hicri yedinci asırdan itibaren usûlcüler arasında tartışılan birkonu olmuştur. İslâm Hukukunda içtihada dayalı bir mesele olan telfîk,genellikle fıkıh usûlü kaynaklarının taklit bölümünde ele alınmış olup birçokrisalede işlenmiştir. Dolayısıyla telfîk, içtihatta ve taklitte olmak üzereikiye ayrılır. İsmail Hakkı İzmirli, telfîki tek bir olayda ve iki olaydagerçekleşen olmak üzere iki bölümde ele almıştır. Seyyid Bey ise icmâya muhâlifolan ve olmayan şeklinde taksimde bulunmuştur. Müçtehitler döneminden sonrauygulamada telfîke başvurulmuş, ayrıca her mezhep müçtehitlerinin görüşleriarasında telfîk dinin hükümlerini hafife almamak kaydıyla genellikle câizgörülmüştür. Telfîkin câiz olmadığını ileri süren fakihler de vardır. Ancakonların bu tutumu aşırılık ve bağnazlık gibi ifadelerle eleştirilmiş ve nassınruhuna aykırı olmayacak şekilde iyi niyet besleyen müleffikin (telfik yapankişi) telfiki usûlcülerce kabul görmüştür.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Varoluşçu Psikoterapi (I. D. Yalom)

    • Authors: Tuğba BAKIRTAŞ
      Abstract: Kitap,Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatri profesörlüğü yapmakta olanRus kökenli Yahudi asıllı ABD’li profesör Irvin D. Yalom’un 1980 yılındadoktora tezi olarak hazırlamış olduğu eserin Türkçe’ye çevrilmiş halidir.Birçok popüler esere imza atmış olan Yalom ünlü bir psikoterapisttir. Enpopüler eseri de Nietzche Ağladığında'dır.Yazarınburada değerlendirilmeye alınacak kitabı; “1. Kısım: Giriş, 2. Kısım: Ölüm, 3.Kısım: Özgürlük (Sorumluluk ve İsteme), 4. Kısım: Varoluşsal Yalıtım, 5. Kısım:Anlamsızlık” kısımlarından oluşmaktadır. Genel olarak kitap varoluşçuproblemlerle nasıl baş edileceğini göstermeye çalışmaktadır. Yazarın bu kitapile üzerinde durduğu dört nihai kaygı bulunmaktadır: Ölüm, özgürlük, yalıtım veanlamsızlık. Eser, bu kaygıları içeren dört bölümden ve bunların altkısımlarından oluşmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Mehmet Âkif Ersoy Hayatı Mûsikî Yönü ve Bestelenmiş Şiirleri (A.
           H. Turabi)

    • Authors: Fatma Zehra KARIŞMAN
      Abstract: MarmaraÜniversitesi Türk Din Mûsikîsi Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Ahmet HakkıTurabi'nin editörlüğünde hazırlanan bu kitapta, millî şairimiz Mehmet ÂkifErsoy'un şiirlerine yapılan bestelerin notalarının toplu bir şekilde sunulduğugörülmektedir. Eser, şairin hayatı ile mûsikî yönünün ele alındığı ve Âkif'inbestelenmiş şiirlerinin yer aldığı iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu ikibölümün ardından, bestelerin çeşitli kıstaslara göre tasnif edilmesiylehazırlanan listeler ve son olarak da kaynakça kısmı bulunmaktadır. Eserin birincibölümü (s. 3-30), "Hayatı ve Mûsikî Yönü" başlığını taşımakta olupiki ana kısma ayrılmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • İbn Dakīkul‘îd’in el-İḳtirâḥ Adlı Eserinden Hareketle Hadis
           Öğretimine Dâir Bazı Öneriler

    • Authors: Üzeyir DURMUŞ
      Abstract: İbn Dakīkul‘îd, hadis usûlüne dair kaleme aldığıel-İḳtirâḥ adlı eserinde farklı bir yöntem takip etmiş; kitabının ilk yarısındahadis ıstılahlarını açıklamış, ikinci yarısında ise hayatın tümünü kuşatan 279sahîh hadise yer vermiştir. Bir hadis usûlü eserinde bu şekilde çok sayıdahadis rivâyetine yer verilmesi ondan önce ve sonra başka muhaddislerde pekgörülmemektedir. Makâlede İbn Dakīkul‘îd’in bu özel eseri incelenmiş, ilgilieserin hadis öğretimi noktasında –her yönden olmasa da bazı yönlerden– güzelbir örnek teşkil ettiği üzerinde durulmuş, bu eserden hareketle lise veüniversitelerdeki hadis öğretiminin muhtevasının nasıl olması gerektiğine dairbazı önerilerde bulunulmuştur. Bu bağlamda, imam hatip liselerinde ve ilahiyatfakültelerindeki hadis öğretiminin ilk aşamasında hadis ıstılahlarının gereksizyere uzatılmadan yeterli bir şekilde açıklanıp çok sayıda hadis metniokutulmasının öğrencinin hadis dersine motive olması açısından önemli olduğunadikkat çekilmiştir. Ayrıca ilahiyat fakültelerindeki hadis öğretimi kapsamındaikinci aşamada ülkemizin ihtiyaçlarına göre, geniş kapsamlı, düzenli veüniversite tahsili esnasında tamamlanabilecek boyutta hazırlanmış olan birhadis metninin okutulmasının faydalı olacağı savunulmuştur.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Nesâî’nin (ö. 303/915) Şiîlikle
           İthamı

    • Authors: Veli ABA
      Abstract: Hadisler, raviler ve telif edilen eserler çeşitliaçılardan belli kriterlere tabii tutularak uzmanlarınca incelenirler. Buinceleme neticesinde ortaya çıkan sonuca göre belli bir hüküm verilir.Dolayısıyla tarihi süreçte bir ravi hakkında değişik görüşler ileri sürülmüşolabilir. Bu görüşlerin gerçek olup olmadıkları ise kimi zaman tam olarakortaya çıkarılamaz ve bir ravi hak etmediği bir suçlama ile karşı karşıyakalabilir. Cerh-ta’dîl kriterleri bağlamında bazan bir ravinin eleştirilmesiyleilgili farklı maddelerin ileri sürülmüş olduğu görülür. Bunlardan biri deravinin Şiîlikle suçlanmasıdır. Hadis bilim dalına başta Sünen olmak üzerebirçok kıymetli eser kazandıran Nesâî de Şiîlik suçlamasına maruz kalmışmuhaddislerden biridir. Kaynaklarda Nesâî hakkında ileri sürülen bu türithamlar yer almış olsa da bunlar sağlam delillere dayanmamaktadır. Fakat yine desöz konusu ithamlar kendisini tartışma konusu yapmış, ilerleyen zaman dilimindebu tür ithamlar onun gündeme gelmesine neden olmuştur. Tabiatıyla hadisteotorite olan Nesâî’nin tenkit sebebi olan bir vasıfla anılması dikkatleriüzerine çekmiştir. Bu çalışmada söz konusu iddiaların dayandırıldığı bilgilerinsıhhati ve ileri sürülen delillerin geçerliliği incelenmiş böylece Nesâî’ninŞiîlikle ithamının ne derece doğru olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. İlerisürülen bilgi ve deliller bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirildiğindeaslında Nesâî’nin takip ettiği metotla iki grup arasında devam edenmücadelelere karşı bilinçli bir denge politikası ortaya koymaya çalıştığıanlaşılmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Tasavvufta Tevekkül Anlayışı

    • Authors: Mansur GÖKCAN
      Abstract: Dinînaslarda, her mü’minin mükellef olduğu bir fariza olarak yer alan tevekkül,tasavvufta da önemli bir makam olarak yer almaktadır. Bir işte acziyet gösteripişi başkasına havale etmek anlamını taşıyan tevekkülde, Allah’a güven veteslimiyet esastır. Güvenmek ve itimat etmek, tanımakla ilgilidir. Bir kimseninmarifeti arttıkça güveni de artar. Allah’a en çok güvenen kimse, O’nu en çoktanıyan kimsedir. Peygamberlerin, Allah’a en çok güvenen kimseler olmaları,Allah’ı en iyi tanıyan kimseler olmalarındandır. Bu durum, tevekkülünderecesinin, marifetin derecesine bağlı olduğunu da göstermektedir. Eşyanınvarlığı kendisinden olmadığı gibi, sahip olduğu güç de kendisinden değildir.“Işığın ve hararetin sebebinin güneş” olduğunu zannetmek gaflettir. Bütünvarlıklar Allah’la mevcuttur ve O’nun verdiği güçle varlığını sürdürmektedir.Bu hakikate yakîn olarak ulaşan kimse, Allah’tan başkasında güç ve kuvvetolmadığını idrak ederek yaratılana değil yaratıcıya güvenir. Sadece O’ndanyardım diler ve O’na teveccüh eder. Allah’ın, bütün mahlûkatın rızkına kefilolduğu bilgisiyle rızık kaygısı çekmeyerek huzur ve sükûn içerisinde yaşar.Allah’a inanmanın gereği olan tevekkül, başa gelenlere karşı sabır ve rızagöstermeyi, aza kanaat etmeyi, mutlak bir güveni ve teslimiyeti öngörür.Tevekkül, sağlam bir havf ve recâ anlayışına sahip olmayı da gerektirir.Allah’tan korkan kimse, başkasından korkmaz. Allah da, kendisinden korkan veümitvâr olan kimseyi başkasının eline bırakmaz. İyi görünen şeylerin sonu kötü,kötü görünen şeylerin sonu da iyi olabilir. İşlerin iç yüzünün ve akıbetininbilgisi sadece Allah’a ait olduğu için, Allah’a güvenmek, işleri O’na havaleetmek ve takdirine rıza göstermek gerekir. Kalbin işi olan tevekkül, bedenençalışmaya engel değildir. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan sadece kalben güvenipbeklemeyi değil, aynı zamanda bedenen gereken gayret ve çabayı sarf etmeyi deicap ettirir. Tevekkül, rızk kaygısı çekmeyerek huzurlu bir hayat yaşamanın,başkasına muhtaç olamayarak izzet ve şerefi korumanın yoludur.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Tasavvufta Kanaat Anlayışı ve Bireysel-Sosyal Etkileri

    • Authors: Mansur GÖKCAN
      Abstract: Kanaat,verilene razı olmak ve elde olanla yetinmek demektir. Bu tanımlamadan,kanaatin, çalışmayıp tembellik yapmak olduğu anlamı çıkartılmamalıdır. Kanaat,çalışıp gayret göstermeyi, fakat neticede az da olsa ele geçen rızka razıolmayı gerektirir. Kanaatkâr kimse, çoğa sevinip aza üzülmeyen, her iki durumdada huzur ve sükûn içerisinde bulunan kimsedir. Kanaat, dünya metaına kalptedeğer vermeyen zühdî bir anlayıştır. Kanaat sahibi, azla yetinip fazlasınaihtiyaç duymadığı için, insanlardan bir şey isteme mahcubiyetine düşmekten vebaşkasına muhtaç olma zilletinden kurtulur. Kanaatkâr kimse, sadece Allah’tankorkar, ümit eder ve O’na güvenir. Çünkü o, Allah’tan başka hiçbir kimseninrızk veremeyeceğini ve rızkı engelleyemeyeceğini bilir. Kanaat; rıza, zühd,tevekkül, havf, recâ ve Allah’a teveccüh anlayışlarını da içinde bulunduran birhaslettir. Nefsin isteklerinin sınırı yoktur. O, bir isteği yerinegetirildiğinde hemen diğer isteğini kalbe dayatır. Kalbi, nefsin elindenkurtarmanın çaresi kanaattir. Eğer kalp, kısmete razı olarak aza kanaat ederse,nefsin kalp üzerinde fonksiyonu kalmayacaktır. Bu bakımdan, azla yetinmek olankanaat, nefsin eğitilmesini sağlayan önemli bir riyazet metodudur. Kanaatkârkişi, nimetin nasıl kazanıldığını bilen, israftan kaçınan ve tutumlu olankimsedir. Gelirine göre harcama yapmayan, lüks ve israf içerisinde olan nicekimselerin varlıklarını kaybettikleri ve başkalarına muhtaç hale geldikleribilinmektedir. Kanaate engel teşkil eden; hırs, tamah, israf ve tûl-i emel,sadece bireyin kendisine değil, ailesine ve topluma da zarar vererek içtimaihuzuru bozmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Cahiliye’den İslâm’a Kadına Yönelik
           Şiddet

    • Authors: Feyza Betül KÖSE
      Abstract: Bugün İslâm dünyası sadece dışarıdan kaynaklı pekçok problemle değil kendi içinde üretilen sorunlarla da karşı karşıyakalmıştır. Hiç şüphesiz kendi içinde üretilen sorunların başında şiddetgelmektedir. Bu sorunların temelinde yatan unsurlardan biri, şiddete meşruiyetkazandıran bir din algısıdır. Sürekli ve bir şekilde şiddeti müşâhede edençevrelerin bir müddet sonra şiddete onay veren bir din algısını takipçilerinemodellik olarak sunmaları, olayın sadece psişik etmenlerle izahtan çok daha ötebir kabul zeminine sahip olduğunu göstermektedir. İslâm merviyâtının bu şiddetsöylemine meşrûiyet kaynağı olarak sunulması, yapılan okumada sorunlarolduğunun da izahı gibidir. Kadına yönelik şiddet günümüzde olduğu gibigeçmişte de sosyal hayatın sorunlarından biriydi. Bu şiddetin Cahiliyedönemindeki varlığı hakkında herhangi bir şüphe duyulmazken, Hz. Peygamberdönemi Müslüman Arap toplumundaki mevcûdiyeti ve meşrûluğu, tartışmalara konuolmuştur. Şiddetin meşrûiyet kaynağının bizatihi İslâm’ın hükümleri olduğunudüşünenlerin yanında; İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in şiddetle mücadelede başatrol oynadıkları görüşüne sahip olan bir kesim de bulunmaktadır. Bu konudakanaate varmayı sağlayacak olan husus ise İlk İslâm toplumunda kadına yönelikşiddetin ve Hz. Peygamber’in bu şiddete yönelik tutumunun tarihî bir bakışaçısıyla incelenmesidir. Bu çalışma, Cahiliye döneminden başlayarak İslâm’ınilk yıllarında kadınlara çeşitli şekillerde uygulanan şiddete dair rivâyetlerideğerlendirmek ve şiddetin kaynağının örfî veya dinî olup olmadığını tarihîaçıdan ortaya koymak amacını taşımaktadır. Başka bir ifadeyle “Mevcut literatürdönemin örfünü, algısını ve kabullerini mi yansıtıyor yoksa evrensel bir prensipolarak mensuplarına şiddeti mi salık veriyor' sorusuna yanıt vermektir.Çalışmamızda önerimiz merviyâtın yeniden okunması değil aslında merviyâtın konuedindiği hususların ne olduğu üzerinde durulmasıdır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Tekke Mûsikîmizde Toplu Evrâd-ı Şerîf Okuma Geleneğine Bir Örnek:
           Rifâî Evrâd-ı Şerîfi

    • Authors: Mehmet Nuri UYGUN; Safiye Şeyda ERDAŞ
      Abstract: Tekke mûsikîmizde yüzyıllardır her tarikat âyinininbaşında yer alan ve dervişlerin zikre rûhî olarak hazır olmalarına yardımcıolan besteli evrâd-ı şerîfler günümüzde çok az bilinen ve henüz çoğu tespitedilememiş bir dinî musiki formudur. Her tarikatın pîri tarafından tertîbedilmiş, bazı sûre, salavât ve duâlardan müteşekkil evrâdlar, belirli birmüzikal yapıya sahiptir ve her tarikatın zikir günü olarak kabul edilen haftagününde zikirden önce ve vakit namazının ardından toplu olarak okunmaktadır.Dini mûsikîmizdeki bu gelenek çeşitli sebeplerle kesintiye uğramıştır.1950-60'lı yıllardan sonra dergâhlardaki yüksek mûsikî zevkini tatmış olan ehilzâtların kişisel gayretleri ile sonraki nesillere aktarılarak günümüzeulaşmıştır. Toplu evrâd-ı şerîf okuma geleneği üzerine yaptığımız bu çalışmadaöncelikle evrâd literatürü ve tekke kültürümüzdeki yeri hakkında bilgi verdikve Rifâî Evrâdı'nın metin olarak ana hatlarını sunduk. Çalışmamızın müzikalkısmını İstanbul ve Üsküp'te okunan Rifâî evrâdları ile sınırlandırdık.İstanbul ekolü için Cumhuriyet döneminin son Rifâî şeyhlerinden olan Ken'ânRifâî'nin faaliyete geçirdiği ve İstanbul'daki Rifâî usül ve erkânının en yetkinkişiler aracılığı ile icrâ edildiği Ümmü Ken'ân Dergâhı'ndan bugüne çok değerlimûsikîşinaslarımız tarafından nesilden nesile aktarılan icrâ tavrını esasaldık. Üsküp ekolü için ise Üsküp Rifâî Âsitânesi'nden gelen gelenek ile 1956senesinde Türkiye'ye göç eden âsitânenin 6. şeyhi Mustafa Haznedar Baba ve oğluRâik Haznedar tarafından günümüze ulaşmış icrâ tavrını esas aldık. Her ikicoğrafyada okunan evrâd icrâslarını notaya aldık ve müzikal analizleriniyaptık. Daha sonra beste olarak ne gibi etkileşimleri olduğunun izini sürmeyeçalıştık. Sonuç olarak her iki ekolün benzerlik ve farklılıklarınıincelediğimizde her iki icrânın da kadîm İstanbul Tekke Mûsikîsi'nden doğduğuve beslendiği düşüncesi ortaya çıkmaktadır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Seyfeddin el-Bâharzî’nin Şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ’ya Arz Ettiği
           Vâkıalar: Vekâyiu’l-halvet

    • Authors: Mahmud Esad ERKAYA
      Abstract: .Vâkıa, tasavvufta sâlikinkalbine gayb âleminden gelen işaret ve mânâları ifâde etmektedir. Esasitibariyle rüyaya benzemekle birlikte uyku ile uyanıklık arasında meydanagelmesi itibariyle umumiyetle rüyadan ayrı bir hal olarak yorumlanmaktadır.Buna rağmen bazı sûfîler rüyaların da vâkıa kapsamında değerlendirilebileceğikanaatindedir. Vâkıalar, Allah’ın emir ve yasaklarına itina ile riayet edenkulların bütün zamanını zikir ve ibadetle geçirmesi neticesinde kalpteoluşabildiği gibi mânevî alanda kabiliyet sahibi kimselerin kalplerine birtakımmânâ ve ilhamların doğması şeklinde de meydana gelebilmektedir. Tasavvuftavâkıalar, seyrü sülûk boyunca kişinin ruhi gelişimine ışık tutan bir emareolarak görülmüş, özellikle halvete giren sâlikin gördüklerini şeyhine anlatmasıneticesinde şeyhinin yorumları doğrultusunda kendisini yönlendirmesi ile zikirvazifelerine devam etmesi konusunda önemli bir kıstas ve işaret olarakyorumlanmıştır. Halvet esnasında görülen Vâkıalar şeyhe arz etmek gayesiyleyazıya geçirilmiş, böylece tasavvuf edebiyatında Vâkıât türü ortaya çıkmıştır.Vâkıât literatürünün örneklerinden biri de Kübreviyye tarikatı şeyhlerindenSeyfüddîn Saîd b. el-Mutahhar b. Saîd el-Bâharzî’nin (ö. 659/1261) şeyhiNecmeddîn-i Kübrâ’ya (ö. 618/1221) arz etmek için yazdığı Vekâyiu’l-halvetyahut Vâkıât adlı eseridir. Bu eser henüz yayınlanmamış olup el yazması haliylemevcuttur. Şeyhinin emri üzerine kaleme aldığı beş varaktan oluşan bu yazmadaBâharzî’nin yedi ayrı vâkıası yer almaktadır. Makale kapsamında öncelikleBâharzî’nin hayatından bahsedilecek, ardından tasavvufta vâkıa kavramı vevâkıaların tasavvufî eğitimdeki fonksiyonu üzerinde durulacak, sonrasında iseBâharzî’nin vâkıalarının çevirisine yer verilecektir.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
  • Budizm’in Çin’e Girişinde İpek Yolunun
           Önemi ve İşlevi

    • Authors: Hammet ARSLAN
      Abstract: İpekyolu, yaklaşık olarak MÖ 200’lerde Doğu’yu Batı’ya bağlayan antik bir ticaretyolu olarak kurulmuştur. İpek başta olmak üzere Çin’de üretilen ürünler tarihiyol vasıtasıyla Orta Asya’yı aşarak Hint Alt kıtasına, İran’a, Anadolu’ya, Arapülkelerine ve Avrupa’ya taşınmıştır. İpek yolundaki ticari faaliyetler çağlarboyunca sadece ürün ve eşyaların değil aynı zamanda yeni teknolojilerin,felsefi düşüncelerin, kültürlerin ve dinlerin de taşınmasını sağlamıştır.Bundan ötürü İpek yolu tarih boyunca siyasi, dini ve kültürel etkileşiminmerkezi olmuştur. İpek yolundaki ticari etkinlikler neticesinde Budizm farklıkültürlerle ve topluluklarla tanışma fırsatı bulmuştur. İpek yolundaki başlıcaticaret merkezi olan Merv, Buhara ve Semerkand MS II. yüzyıldan itibarenbaşlıca Budist merkezleri olmuştur. Budizm, tüccarların maddi desteğiyle İpekyolunu kullanarak Çine ve Asya’nın diğer bölgelerine yayılmıştır. Çintopraklarına giren keşişler, Budist kutsal metinlerini Çinceye çevirmişler,Budizm’i yerli Çin halkına anlatmışlardır.
      PubDate: Sat, 30 Jun 2018 00:00:00 +030
       
 
 
JournalTOCs
School of Mathematical and Computer Sciences
Heriot-Watt University
Edinburgh, EH14 4AS, UK
Email: journaltocs@hw.ac.uk
Tel: +00 44 (0)131 4513762
Fax: +00 44 (0)131 4513327
 
Home (Search)
Subjects A-Z
Publishers A-Z
Customise
APIs
Your IP address: 54.167.112.42
 
About JournalTOCs
API
Help
News (blog, publications)
JournalTOCs on Twitter   JournalTOCs on Facebook

JournalTOCs © 2009-