Journal Cover Sosyoloji Konferansları (Istanbul Journal of Sociological Studies)
  [0 followers]  Follow
    
  This is an Open Access Journal Open Access journal
   ISSN (Print) 1304-0243
   Published by İstanbul Üniversitesi Homepage  [7 journals]
  • Sunuş Yazısı

    • Authors: Nevin Güngör Ergan
      Abstract: Sunuş: 'Türkiye'de Sosyolojinin 100 Yılı' Üzerine 2
       
  • TÜRK SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ

    • Authors: Yıldız AKPOLAT
      Abstract: Batıda gelişen modern toplumların sorunlarına çözüm üreten sosyoloji, Türkiye’de modernleşmenin sancıları ve modernleşmeye dair reçeteler sunmaktadır. Tanzimat’la başlayan modernleşme, yüzyıllarca ötekimiz ve tarihsel mücadele aktörümüz olan Hıristiyan Batıya düvel-i muazzama demek zorunda kalarak, ona yetişmek için ortaya konan çabalar olsa da; Tanzimat, Meşrutiyet ve Erken Cumhuriyet döneminde aydınlar, yaşanan sürece Batılılaşmak demekten kaçınmışlardır. Erken Cumhuriyet döneminde, Türk sosyolojisi Türk modernleşmesini ölçmeye başlarken aynı zamanda sosyolojinin kavramları ile Türk Devrimleri tartışılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Cumhuriyete ve devrimlere ilmi bir zemin hazırlamanın peşine düşen aydınlar, Türk devrimine ideolojik bir zemin hazırlamıştır. Tartışılan konular, öncelikle Batıyı ve bizi tanımlayarak neden geri kaldığımızı açıklamaktır, daha sonra ise Türk devrimleri ile neyi başardığımız anlatılmıştır. Bu süreçte, modernleşmenin sanayileşme ve kalkınmaya indirgenmesi, pragmatist bir şekilde kısa yoldan Batılı olmayı mümkün kılmaktadır. Kendi yaratmadığı teknolojileri ve kavramları hızlı bir şekilde içselleştiren Türkiye’de sivil toplumun sorunları siyasetten fırsat bulunup tartışılamamaktadır. 1980 sonrasında, küresel ekonomik dinamikler sebebiyle, Türk sosyolojinin yönelimi artık genel olarak kapitalizmin tetiklediği modern toplumun kültürel sorunlarına ilişkindir. Batı yeniden farklı bir şekilde modernleşmekte ve Türk sosyolojisi de buna ayak uydurmaya çabalamaktadır. Artık modernleşmenin yerine küreselleşme, Türk sosyolojisinin temel tartışma konusudur. Modernlik ve ulus-devletin sorgulanması ve ulus öncesi kimliklerin kamusal alanda görünür olmaya başlamasıyla,  ulus-devletin bilimi olan sosyoloji ulusun ötesindekini ve ulusun bileşenlerini tartışmaya başlamıştır. Bu çalışmada; temel sorunu, evrensellik ve yerellik arasına sıkışmışlık olan Türk sosyolojisinin tarihsel değişim sürecinde Türk modernleşmesi ile nasıl biçimlendiği, akademi içinde ve akademi dışında entelektüellerin kendilerini daha rahat ifade ettiği dergiler çerçevesinde ele alınacaktır.
       
  • DOĞAN ERGUN’UN SOSYOLOJİK GÖRÜŞLERİ

    • Authors: H. Bayram Kaçmazoğlu
      Abstract: Bu makalade, Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Doğan Ergun’un sosyoloji bilimine katkıları eleştirel olarak incelenmektedir. Diyalektik yaklaşım çerçevesinde sosyoloji yapan Ergun, özellikle “Türk Bireyi Kuramı ve “Türk Ulusal Kişiliği Kuramı” ile görüşlerini ortaya koymaktadır. Ergun, tarih içerisinde oluşmuş, şekillenmiş, ancak toplumsal değişmeye bağlı olarak da sürekli değişen Türk toplumunun ve insanının tarihsel ve kültürel özelliklerini teorileştirmektedir. Ergun, liberal-bireyci Batı toplumlarının karşısına kamucu-devletçi Doğu toplumlarını çıkarmakta; sosyolojide yöntem konusunu bilinçli bir şekilde ele alıp sorgulamaktadır. Sosyolojide tarihsel ve felsefi temeli önemseyen Ergun, araştırmalarında, Türk toplumunun ve bireyinin Batı toplumlarından ve bireyinden farklılıklarını ortaya koymaktadır. Yöntemin neliği, Türk toplumunun, Batılı toplumlardan farklılıkları, Türk kimliği, Türk kişiliği, Türk bireyinin nitelikleri, tarih-toplum, toplum-birey, toplum-eğitim ilişkileri ve toplumsal değişme başlıkları Doğan Ergun’un temel çalışma alanlarını teşkil etmektedir.  
       
  • BAYKAN SEZER'İN METİNLERİNDE ÉMILE DURKHEIM ELEŞTİRİLERİ

    • Authors: Ayhan Vergili
      Abstract: Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin üçüncü kuşak sosyologlarındandır. Yaklaşık otuz yıl İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde görev yapmıştır. Sezer, sosyolojinin Batı’da ortaya çıktığını, Batı egemenliği çerçevesinde olayları değerlendirdiğini belirterek Batı sosyolojisine eleştirel bir yaklaşım sunmuştur. Batı sosyolojisinin tek tipçi ve Batı merkezli izahlarına özellikle karşı çıkan Sezer, sosyolojiye eleştirel bir bakış açısı sunarak yerli bir sosyoloji kurulması gereğine inanmış ve akademik yaşamı boyunca Türk toplumunun sorunlarına çözüm bulabilmek için yerli bir sosyoloji kurmaya çalışmıştır.Sezer, metinlerinde Batı sosyolojisine ve kurucu sosyologlarına eleştiriler yöneltmiştir. Biz bu yazımızda; Sezer’in sosyoloji anlayışını kısaca izah ettikten sonra, Durkheim’ın tarihe yaklaşım biçimine, dinin menşeine ilişkin görüşlerine, metodolojik yaklaşımına ve sosyolojiyi Batı egemenliğinin temellendirilmesi için kullanmasına yönelik, onun eleştirilerini değerlendireceğiz.
       
  • TÜRK SOSYOLOJİSİNDE TEORİ VE YÖNTEM: AİLE SOSYOLOJİSİ ÖRNEĞİNDE

    • Authors: Feryal Turan
      Abstract: Bu çalışmanın amacı, 2004-2014 yılları arasında Türkiye’de yayınlanan sosyoloji dergilerinde aile konusunu ele alan makalelerin teori ve yöntem bağlamında genel bir değerlendirmesini sunmaktır. Araştırma kapsamında, Sosyoloji Dergisi (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi), Aile ve Toplum (T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü), Sosyolojik Araştırmalar E-Dergi (Hacettepe Üniversitesi), Sosyoloji Konferansları (İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi) ve Sosyoloji Araştırmaları Dergisi (Sosyoloji Derneği)’ndeki aile sosyolojisi alanındaki makaleler incelenmiştir. Bu doğrultuda Ritzer’in meta-teorik çerçevesi, makaleleri sınıflamak için kullanılmıştır. Dergilerde yer alan makaleler şu boyutlar dikkate alınarak incelenmiştir: Makalenin türü, teori, yöntem ve araştırma konuları. İçerik analizi, aile sosyolojisi konusunda tek bir teorinin başat olmadığını, ancak sosyal gerçeklik paradigmasının yaygın olarak kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. 
       
  • TÖZCÜLÜK-İLİŞKİSELLİK DİKOTOMİSİ AÇISINDAN İLİŞKİSEL
           SOSYOLOJİK MODELLERİN TÜRKİYE’DE SOSYOLOJİ PRATİĞİ VE
           DÜŞÜNÜMSELLİĞİ AÇISINDAN OLASI AÇILIMLARI

    • Authors: Şeref Uluocak
      Abstract: Sosyoloji literatürü içinde uzunca bir zamandan beri, fail-yapı, özne-nesne, tümevarım-tümdengelim, nesnellik-düşünümsellik, mikro-makro, açıklama-yorumlama gibi her biri ontolojik, epistemolojik ve metodolojik tavır alışların çeşitli düzeylerinde etkisini farklı biçimlerde gösteren dikotomik kavram çiftlerinin etrafında yürütülmekte olan tartışmalara tanık olunmaktadır. Bu tartışmalar içinde söz konusu kavram çiftlerinin daha temel bir dikotomi biçimi olarak sosyal dünyanın öncelikli olarak “tözlerden mi?” yoksa “süreçlerden” dolayısıyla da “ilişkilerden mi?” oluştuğu sorunsalı üzerinden başlatılan ve farklı versiyonlarına karşın “herşeyin ilişkisel olduğu” sayıltısından hareketle belirli bir perspektifler bütünü olarak, “ilişkisel sosyoloji” başlığı altında, artık daha sık duymakta olduğumuz yaklaşımlar önem kazanmaya başlamıştır. Bu yaklaşımların ontolojik ve epistemolojik açılardan ideal tipsel düzeydeki farklılaşmalarına ilişkin temel yaklaşımların ele alındığı bu çalışma kapsamında, temel sorunsalın bireylerin, kurumlar, toplumsal yapılar ve kültürler ile ilişkiye girip girmedikleri; nedensel açıklayıcı mekanizmalar olarak, ampirik ve mantıksal açıdan bireylerle toplumsal bakımdan cisimleşmiş, şeyleşmiş örüntüler arasında “ilişki” biçimleri kurulup kurulamayacağı üzerinden farklılaşmaların olduğu görülmüştür.  Türkiye’de bugün, tarihsel olarak normatif siyasete eklemlenmiş ve siyaset alanının müdahaleleri ile kendi özerk sermaye biçimlerini geliştirememiş polity ağırlıklı bir sosyolojinin giderek daha fazla ilişkisel ve tahakkümsüzlük olarak özgürlük etiğini temele alan bir perspektifi dile getirmeye başladığı, sosyolojik aklın, araçsal olmaktan çok, düşünümsellikle kendini sorgulamaya başladığı bir sosyolojinin sosyolojisinin gelişmeye başladığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, Sociustan çok polity ağırlıklı bir sosyal bilim pratiği ve bu pratiği besleyen sosyo-ekonomik-kültürel-politik ve bilişsel anlam çerçevelerinin dışına çıkabilecek özerk bir bilim ve dolayısıyla da sosyal bilim alanı oluşturulabilmesinin olanağı, sosyal bilimcilerin düşünümselliği kadar bu düşünümselliği pratik gerçekliğe aktarabilmeye imkan verecek bir yapı sorunu olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor görünmektedir.  
       
  • 1938-1980 DÖNEMİ TÜRKİYE’DE SOSYAL YAPI VE
           DİNAMİKLERİ

    • Authors: Mustafa E. Erkal
      Abstract: Bir toplumun varlığını sürdürmesi, kalkınması ve gelişmesi ile ilgili bütün süreçleri sosyal yapı içinde cereyan ettiğinden sosyal yapı incelemeleri önemlidir. 1938-1980 dönemi Türk toplum yapısında iç ve dış dinamiklerin etkisiyle önemli sosyal olay ve olguların yaşandığı yıllardır. Bu makalede 1938-1980 döneminde Türk toplum yapısındaki dinamikler, 1938-1960 ve 1960-1980 yıllarını kapsayan iki dönemde incelenmiştir.1938 sonrası Atatürk’ün ölümü, çok partili hayata geçiş denemelerinin yapıldığı, dahil olmamamıza rağmen, II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin yaşandığı, iç ve dış göç olaylarının Türk toplumunda büyük değişimleri başlattığı yıllardır. 1950 sonrası, maddi kültürdeki değişmelerin zihniyeti değiştirdiği, manevi kültürün de maddeye şekil verdiği bir dönemdir.1960-1980’li yıllar ise, 1960 ve 1980 darbeleri ile 1971 muhtırasının ortaya çıkması sonucu Türk toplumunda bugün de etkileri görülen büyük kırılmaların yaşandığı, terörün tırmandığı, kamplaşmaların arttığı bir dönemdir. 
       
  • TÜRKİYE’NİN ANA SİYASAL-DÜŞÜNSEL EKSENİNDE DEĞİŞME
           EĞİLİMLERİ(1938-1960)

    • Authors: Suna Başak
      Abstract: Bu çalışma tarama değerlendirme makalesi mahiyetinde olup, 1938-1960 dönemi Türkiye’deki fikir akımlarını Yusuf Akçura’nın Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ayrımından hareketle incelemeye tabi tutmuştur. 1938-1960 arası Türkçülük ve Atatürk milliyetçiliğinin öne çıktığı, Osmanlıcılık akımının terk edildiği ve İslamcılığın baskılandığı dönem olarak karakterize edilebilir. Cumhuriyet tarihi boyunca birbiriyle rekabet eden sosyalist milliyetçilik, muhafazakâr liberal milliyetçilik, Atatürk milliyetçiliği ve Türkçü Turancı milliyetçilik olup, bu dönemdeki yaygın milliyetçilik Türkçü Atatürk milliyetçiliğidir. Bu dönemde sadece İslamcılar için değil sol düşünce için de yasaklayıcı bir kültürel atmosfer oluştuğu söylenebilir. Bu çalışmada döneme ilişkin fikir akımları diğer çalışmalardan farklı olarak kültür olgusu analizlerinden hareketle değerlendirmeye tabi tutulmuş ve söz konusu edilen bu fikir akımlarının pozitivist paradigmanın iki parçalı (maddî-manevî kültür analizinin etkisinde kaldığı sonucuna varılmıştır. 
       
  • TÜRKİYE’NİN ANA SİYASAL-DÜŞÜNSEL EKSENİNDE DEĞİŞME
           EĞİLİMLERİ (1960-1980)

    • Authors: Suna Başak
      Abstract: Cumhuriyet dönemi modernleşme tarihimizin 1980 yılına kadar olan dönemini üç evreye ayırmak mümkündür: (1923-1938), (1938-1960) ve (1960-1980). Sosyo-kültürel yapıyı etkileyen en önemli değişmeler Atatürk’ün “Tek Adam” olarak en etkin pozisyonda olduğu 1923-1938 yılları arasında yaşanmıştır. İkinci evrenin son on yılı hariç Cumhuriyet Halk Partisi kesintisiz iktidardadır. 1946’da çok partili hayata geçilmiş, ancak çok partili siyasetin gerektirdiği yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapılmaması sistemi tıkamıştır. Cumhuriyet dönemi modernleşme tarihimizin 1960 askerî darbesiyle başlayıp 1980 askerî darbesiyle sonlanan, sağ ve sol ayrımında şiddetin başat olduğu bu evre, köyden kente göçün ve çarpık kentleşmenin hızlandığı, geleneksel yapıların hızla dağıldığı, kültürel boşlukların oluştuğu bir dönemdir. Bu dönemde dünyada tedavülde olan ideolojiler tüm renkleriyle Türkiye’de de karşılık bulmuştur. Bu makalede 1960-1980 Türkiye’sindeki fikir akımları, tam da incelediğimiz dönemde yaşamış (1938-1983) ve ilmi birikimiyle sosyo-kültürel yapıya içerden bakma imkânına sahip olan Erol Güngör’ün mutlak modernist, kontrollü modernleşme taraftarları ve modernleşme karşıtı ayrımından hareketle değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tarama değerlendirme makalesi mahiyetinde olan bu çalışmada; fikir akımlarındaki farklılaşmalara rağmen ikinci dönem siyasî kültürde başat olan pozitivist paradigmanın etkisinin üçüncü dönemin sonuna kadar hâkimiyetini sürdürdüğü sonucuna varılmıştır.
       
  • TÜRKİYE’DE KÖYLE İLGİLİ UYGULAMA VE ÇALIŞMALAR İLE TÜRK
           SOSYOLOJİSİNDEKİ YANSIMALARI

    • Authors: Serdar Sağlam
      Abstract: Bu makalede Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında köy üzerinde gerçekleştirilen kamu uygulamaları, rapor ve yayınlar,  tartışmalar ile Türk sosyolojisindeki yansımaları ele alınmaktadır. 1923 İzmir İktisat Kongresinde, “Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları” başlıklı talep ve kararlar, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı köy kanunundaki kararlar köy, köycülük alanında önemli sonuçlar doğurmuştur. Halkevlerinin köycülük şubelerinin faaliyet ve yayınları, Köy Eğitmenliği uygulamaları ile Köy Enstitüleri köy, köycülük, ilköğretim, tarım ve köy kalkınması konularında bir aşama kaydetmiştir Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de köyler ve köy hayatı hakkında eserler hazırlanmış, köy sorunu tartışılmıştır. Bu eserlerin önemli bir kısmı akademik olmamalarına rağmen bu konuda bir hassasiyet ve kamuoyu yaratmıştır. Bu metinde Rükneddin Fethi, Hasan Reşit Tankut, Mehmet Nuri Alpay, Mahmut Makal, Fikret Otyam ve Nusret Köymen’in eser ve fikirlerinden bahsedilmektedir.Makalede öncelikle, Türkiye’de “Köy ve şehir” konularını da ilk defa ele Ziya Gökalp ile Prens Sabahaddin’in düşüncelerinden söz edilmektedir. Türkiye’de köy sosyolojisi ve köy araştırmalarında akla gelen ilk örnekler Selahaddin Demirkan ile Prens Sabahaddin’in takipçisi ve ilk köy monografisini hazırlayan Mehmet Ali Şevki’dir. Ayrıca Mediha Berkes, Behice Boran, Mümtaz Turhan, Mehmet Eröz, Nermin Erdentuğ, İbrahim Yasa ve Orhan Türkdoğan’ın yaptıkları köy araştırmaları ve eserlerindeki köy olgusu üzerinde durulmaktadır. 
       
  • 1923-1950 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’DE KENT VE
           KENTLEŞME OLGUSU

    • Authors: Serdar Sağlam
      Abstract: Bu makalede 1923 yılından itibaren Türkiye’de kent, kentleşme ve imar yasaları ile bu alandaki uygulamalar ele alınmaktadır. Türkiye’de 1950’li yıllara kadar Ankara haricinde yoğun bir kentleşme hareketine rastlanmamaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olarak ilan edilen Ankara bu tarihten itibaren hızla büyümeye ve göç almaya başlamıştır. Bu bakımdan şehre ilişkin kanunlar ve planlamalar, imar faaliyetleri ile bu alanlardaki diğer uygulamalar ilkin Ankara çerçevesinde hayata geçirilmiş ve ülkenin diğer kentleri için de model teşkil etmiştir.İkinci Dünya Savaşı’nın ardından tarımda makineleşme, karayollarının yaygınlaşması, çok partili hayata geçiş ve diğer etkenlerin neticesinde ortaya çıkan kırlardan kentlere doğru göç hareketinin doğurduğu gecekondu olgusu bu tarihlerden daha önce Ankara’da gerçekleşmiştir.  Ankara’ya çalışmak üzere gelenler öncelikle iş merkezi ve yerleşik bölgelere yakın yerlerde iskâna açılmamış mahallerde “baraka” adı verilen, 1924 tarihindeki bir yasada da adı geçen ve gecekonduların da öncüleri sayılabilecek olan derme çatma konutlar inşa etmişlerdir. Gecekondular 1950’li yıllardan önce de Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin bir kaç büyük şehrinde yaygınlık kazanmıştır.
       
  • PROTESTAN MİSYONERLER VE MİLLİ DEVLETLERİN DOĞUŞU: ROBERT KOLEJ VE
           BULGAR MİLLİ DEVLETİ ÖRNEĞİ

    • Authors: Ümit Akça
      Abstract: Misyonerlik, bir din yayma etkinliği olarak, Hristiyanlığın öte dünya algısını yani Tanrı’nın Krallığı’nı henüz benimsenmediği, hatta tanınmadığı dünyalara taşınma çabası olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte misyonerlik çalışmalarının bir kültür, ideoloji, hatta siyaset aracı olarak görülmesi mümkün olan yönleri de vardır. Misyonerlik yeni bir olgu olmamakla birlikte, bu hali ile modern devlet olgusunun geleneksel toplumlara yaygınlaştırılmasının da bir aracıdır. Protestan-Evanjelik misyonerlik ise ulus devletlerin ortaya çıkmasında 19. Yüzyıl ortalarından itibaren Balkan toplumlarında hayli işlevsel bir ayrıştırma ve ulusal kimlik kazandırma aracı olmuştur. Din adamlarının organize ettiği Protestan-Evanjelik misyonerliğin eğitim kurumları aracılığı ile yürütüldüğü ve yalnız Balkan toplumlarını hedef almadığı; Hindistan gibi istisnalar göz ardı edilmeksizin “millet” sistemi altında yaşayan Katolik, Ortodoks ve Gregoryen Hristiyanlara ve Müslüman toplumlara da yöneldiği görülmektedir.Misyonerlik çalışmalarının “yeni” dünyadan “eski” dünyaya yöneldiği 19. Yüzyıl; Sanayi Devrimi, Aydınlanma, Rönesans ve Reform hareketlerinin sonuçlarının da güçlü hissedilmeye başlandığı geçişler ve değişimler dönemidir. İmparatorlukların, hanedanların ve çok uluslu toplumların yeni kimlikler ve yeni siyasal yapılar etrafında örgütlendiği bu dönem öte yandan yenidünya (Amerikan) değerlerinin eski dünyaya (Avrupa ve Asya) yayılmaya başladığı dönemdir. Bu çalışmada, üstteki satırlarda ifade edilen çerçevede “millet” sistemi etrafında çok dinli ve çok kültürlü Osmanlı toplumunun siyasal merkezi olan İstanbul’da Evanjelik Protestan misyonerlerin kurup, işlettiği Robert Kolej ve bu kolej etrafında 19. Yüzyıl boyunca yürütülen eğitim-misyon çalışmalarının Bulgar milletini ve Bulgaristan’ın ulus devletini üretmesi ele alınacaktır.
       
  • ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN FACEBOOK KULLANMA ALIŞKANLIKLARI:
           SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİ ÖRNEĞİ

    • Authors: Aysel Günindi Ersöz
      Abstract: Sosyal medya ve çevrimiçi sosyalizasyon kavramları sosyologlarca ele alınıp tartışılan konular arasına girmiştir. Facebook, Twitter, Youtube, Instagram ve Myspace gibi sosyal paylaşım siteleri değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Kullanıcı sayısı açısından bakıldığında Facebook tüm dünyada en yaygın kullanılan sosyal paylaşım sitesidir. Türkiye’de kullanıcıların sınıf arkadaşlarını bulmak amacıyla kullanmaya başladığı Facebook günümüzde bir alışkanlık hatta yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu kadar yaygın kullanılan sosyal paylaşım sitesinin gençlerin toplumsallaşması üzerinde etkili olması beklenen bir durumdur. Çalışmamızda, Facebook kullanımı ile sosyalizasyon arasındaki ilişki, Gazi, Ankara ve Hacettepe üniversitelerinin sosyoloji bölümlerinde öğrenim gören 195 öğrencinin, Facebook kullanma nedenleri ve Facebook hesaplarından yaptıkları etkinlikler üzerinden tartışılmaktadır.  Çalışmanın sonuçları bize öğrencilerin Facebook’u yoğun bir şekilde kullandıkları, kişisel bilgilerini hesaplarından paylaştıkları, Facebook’un “beğen” ve “ paylaş” özelliklerini daha sık kullandıkları ve öğrencilerin Facebook hesaplarını etkin şekilde kullanmayı önemsedikleri sonucuna varılmıştır. 
       
  • ÇALIŞMANIN YENİ BİÇİMLERİNİ OKUMAK: ÇALIŞMA DENEYİMİ OLMAYAN
           ÜNİVERSİTE MEZUNLARINA YÖNELİK KARİYER SİTELERİNDEKİ İLANLAR

    • Authors: Sevgi Çoban
      Abstract: Bu çalışmada Türkiye’de en çok kullanılan (iş ilanlarının bulunduğu) üç kariyer sitesinde çalışma deneyimi olmayan üniversite mezunları için verilen iş ilanları üzerinden çalışma hayatının esnekleşme ve eğretileşmesi süreçleri ele alınmaktadır. 500 ilanın incelenmesi sonucunda çalışma hayatına yeni başlayacak olan üniversite mezunları için yapılan iş tanımları ve adaylarda aranan özellikler ortaya başlıca beş tema çıkarmıştır. Bunlar teknik beceriler, esneklik, insan ilişkileri, bedensellik ve motivasyondur. Bu temalar aracılığıyla çalışmanın üniversite öğrenimi ile mesafesinin açılmakta olduğu, öğrenim dışı teknik becerilere daha fazla atıf yapıldığı, esnekleşmenin yeni boyutlar kazanarak derinleştiği, insan ilişkilerini merkeze alan muğlak başarı ölçütlerinin ön plana çıktığı, bedenselliğin işin önemli bir parçasını oluşturduğu ve motivasyonu bir kişilik özelliği olarak tanımlayan söylemlerin kurumsal aidiyet söylemlerinin yerini aldığı görülmektedir. Bu sonuçlar beyaz yakalı işlerin eğretileşmesini birçok yönüyle gözler önüne sermektedir. 
       
  • TÜRK YURDU DERGİSİ’NDE MEFKÛRE ÜZERİNE
           TARTIŞMALAR

    • Authors: Yalçın Yılmaz
      Abstract: Osmanlı İmparatorluğunun milliyetçilik akımı nedeniyle parçalanmaya başladığı süreçte, bu parçalanmayı önlemek amacıyla, Osmanlıcılar, İslamcılar ve Türkçüler arasında fikir tartışmaları yaşanmıştır. Bu çalışmanın konusu; Türkçülük ideolojisinin yayın organı olan Türk Yurdu Dergisinin 1911-1918 yılları arasındaki yayın döneminde, milli kimlik unsurlarından mefkure üzerine yapılan tartışmalardır. Bu kavramla ilgili olarak Dergi’de düşüncelerini aktaran yazarların metinleri incelenmiştir. Toplamda 23 düşünürün/aydının 60 adet makale/metni değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Türk Yurdu’nda bu dönemde yazan aydınlara göre İmparatorluğun kurtuluşu Türklerin birliğine dayanmaktadır. Türkler, mefkure sahibi olmadıkları ve milli kimliklerine sahip çıkmadıkları için “birbirlerinden ayrı, dağınık, habersiz ve perişan bir halde yaşamaktadırlar”. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak için Türklere milli bilinç verilmeli ve milli kimlik sahibi olmaları sağlanmalıdır. Rusya coğrafyasından gelen Türk yazarlar mefkure olarak ilk Sayıdan itibaren Rusya coğrafyasındaki Türklerin kurtuluşunu da hesaba katarak “bütün Türklerin” birlikteliğini savunurken, Osmanlı topraklarında yaşayan Türk yazarlar ise imparatorluğun dağılmasını önlemek amacıyla başlangıçta Osmanlı topraklarında yaşayan Türklerin ve Türk olmayan müslümanların birlikteliğini savunmuşlardır. Rusya göçmenleri Türklerin kurtuluşu için imparatorluğu bir araç olarak görürken, Osmanlı Türkleri İmparatorluğun kurtuluşu için Türklerin birlikteliğini bir araç olarak görmüşlerdir. Mefkureyle ilgili fikir tartışmalarında Dergi’de görüş belirten aydınların İslamcılarla sert tartışmalar yaşadıkları; ancak bu yazarların İslam’a karşı olmadıkları, çağın milliyetçilik çağı olduğunu ifade ile amaçlarının çağdaş bir İslam Türklüğü yaratmak olduğunu ifade ettikleri görüşmüştür. Mefkure unsuru üzerine yapılan tartışmalarda Balkan ve I. Dünya Savaşlarının büyük etkisinin olduğu anlaşılmaktadır.
       
  • The Impact of the European Union Accession Process on the Proliferation of
           Good Governance Practices in Turkey

    • Authors: Murat Çetin
      Abstract: Replacing the classic factors of production, knowledge, in other words “mental creativity”, constitutes the real source of the wealth in today’s world. The mankind is the source of this creativity is highly esteemed as the holiest body. In this new period following the industrial era, the nation-state concept has gone beyond the borders; and the new dynamics of globalization have emerged, which would be shared through the same values and organizational forms by all the people as a whole. In this new and “people-oriented” world system, “good governance” constitutes the new mode of rule. Presence of the institutions established on good governance is essential factor for economic development. Making certain changes in legal regulations is not enough to establish these institutions. In this study, contributions of the European Union accession process which is an important motivation for progress in Turkey and its contributions to institutionalization in the country for realization of the good governance principles shall be discussed. Keywords: Good governance, European Union, good governance in Turkey.
       
  • PRENS SABAHADDİN İLE İLGİLİ DEVLET KAYITLARI ARASINDA BULUNAN RESMİ
           BELGELER

    • Authors: Bedri Mermutlu
      Abstract: Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri arasında sosyolog, siyaset ve düşünce adamı Sultanzâde/Prens Sabahattin’ in hayatıyla ilgili ulaşmış olduğumuz belgelerden bir kısmını bu yayınla ilim dünyasıyla paylaşmış olacağız. Araştırdıkça daha çok belgeye ulaşılacağına kuşku yoktur. Adreslerine ulaştığımız halde depoda bulunan ve henüz açılmayan dosyalardaki belgeleri başka bir yayınımızın konusu yapmak üzere bu yayınımızda 44 adet belgeyi paylaşmış bulunuyoruz. Elde edilen kırk dört belgeden kırk üçü Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki dosyalardan, sonuncusu ise Ahmet Bedevi Kuran’ın yayınladığı belgeler arasından temin edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Prens Sabahattin ile ilgili kanaatini izhar etmesi bakımından önemli gördüğümüz bu belgeyi diğerlerine ilave etmekte bütünleştirici bir anlam gördük. Belgelerin büyük çoğunluğu Sabahattin’in siyasi faaliyetlerine ilişkin takibatı sırasında Sultan Abdülhamid ve Meşrutiyet  hükûmetleri zamanına, ikisi Mütareke dönemine, sonuncusu ise Milli Mücadele dönemine aittir. Tarihî bir tanıklık ifadesi olan belgeleri ham halleriyle yayınlama yolu tercih edilerek herhangi bir yoruma gidilmemiştir. Daha sonra elde edilerek yayınlanacak belgelerle birlikte yapılacak yorumların daha sağlıklı olacağı düşüncesiyle belgelere dayalı yorumu başka yazılara bırakmış bulunuyoruz. 
       
  • ATASÖZLERINE VE DEYIMLERE YANSIYAN TÜRK HALK
           DÜŞÜNCESI

    • Authors: Fügen Berkay
       
  • KENT(TE) YOKSULLUK AYRIŞMA VE YAŞAM KALİTESİ

    • Authors: Fügen Berkay
       
  • "İMAL-İ FİKİR” YOLUNDA: TANZİMAT’TAN GÜNÜMÜZE TÜRK
           DÜŞÜNÜRLERİ

    • Authors: Ümit Akca
       
 
 
JournalTOCs
School of Mathematical and Computer Sciences
Heriot-Watt University
Edinburgh, EH14 4AS, UK
Email: journaltocs@hw.ac.uk
Tel: +00 44 (0)131 4513762
Fax: +00 44 (0)131 4513327
 
About JournalTOCs
API
Help
News (blog, publications)
JournalTOCs on Twitter   JournalTOCs on Facebook

JournalTOCs © 2009-2016